OĞUZ ÖZDEM'İN KALEMİNDEN
Yaşam
20.03.2025 - 17:38, Güncelleme:
20.03.2025 - 17:38
OĞUZ ÖZDEM'İN KALEMİNDEN
1888 YILINDA YAYINLANAN TERAKKİ GAZETESİNDE DAMAT İBRAHİM PAŞA İLE İLGİLİ BAZI ÖNEMLİ BİLGİLER
İlk nüshası 15 Mayıs 1888 Yılında yayınlanan ve İstanbul’da yaşayan Nevşehirli gayrimüslüm tebaanın
“Nevşehirli hayırseverler cemiyeti” adına çıkardığı “TERAKKİ” gazetesi dönemine damga vuran bir neşriyattı.
Her ne kadar uzun ömürlü bir yayın hayatı olmamışsa da dönemin teknolojik durumu göz önüne alındığında büyük emekler ve zorlukla çıkarılan gazetenin bir nüshasında, şehrimizin banisi Damat İbrahim Paşa hakkında şimdiye kadar yayınlanmamış yazısının bilindik beylik konuları dışında dikkate değer kısımlarını sizler için tercüme ettim.
Bilindik kısımlarından kastım, doğumu, İstanbul’a gidişi, saraydaki çalışma mevkileri falandır. Bunları pek çok kaynakta bulabiliyoruz lakin bu gazetedeki asıl önemli mesele yayınlandığı yıl dikkate alındığında ve Müslüman Osmanlı tebaa dışında paşamız hakkında gayri Müslüm bir cemaatin gözüyle nasıl değerlendirildiğidir.
Yazının genelinde dikkat çeken ilk nokta, gerek dönemin padişahına gerek, o dönemde sarayda yaşayan üst düzey yöneticilere ve gerekse paşamızla ilgili hitap cümlelerinde azami saygıya özen gösterilmesiydi.
Ayrıca “yapacağımız yanlışlıklardan dolayı şimdiden özür dileriz” diyerek olası hataların değişik kaynakların tutarsızlığından ileri geldiğini öne sürerek hatanın kendilerinden kaynaklanmadığını da vurgulamaktadırlar.
Yine bunu da “İlden gelen Allah da hoşnud olur Allah’ı sevenler de” diyerek kusurları savuşturma taktiğini gütmüşlerdir.
Edinilen bilgilerin büyük kısmını tarihi kaynaklardan derlendiğini söylerken bazı konularında (burası bir dip notla belirtiliyor)
“ Nevşehir hanedanı kadiminden Tahir Beyzade Abdullah hanesinde mahfuz bir defter (kodiks)bu gibi işaratı havi bulunmuş olup müracaatım üzerine defteri mezkurun lütfen tarafıma teslim buyurulduğundan miri Mumaileyhe beyanı teşekkür iderim” diyerek bazı bilgilerin de kişilerin elindeki yazılı kaynaklardan alındığını belirtmişlerdir.
Yazının genelinde dikkat çeken noktaları maddelerle belirtirsem daha dikkat çekici olacağını düşünüyorum.
Paşamızın saray içerisindeki yükselişinde Abdurrahman Ağa adlı bir kişinin önemli bir rol oynadığından söz etmektedir ki bu kişi hakkında daha detaylı bir bilgi verilmemektedir. Araştırmalarımda da doyurucu bir bilgi bulamadım.
Paşamızın hayatında olumsuz yönde etki eden dönemin sadrazamı Çorlulu Ali olduğundan bahsereken aralarındaki bir husumet nedeniyle (nedeni hakkında bir bilgi vermiyor) ) İbrahim Paşayı Edirne’ye sürdürdüğünden söz etmektedir.
Sadarette 12 yıl kaldığından bu süre zarfında kendi deyimleriyle “fevk-el-ade ehliyet ibraz eylemişlerdir.
Kendileri medeniyetin temeli ilim olduğun gereği gib bildiklerinden birçok mektepler inşa ettirmiş ve keza bir çok Arabi ve Farisi kitaplar toplayıp cesim ve mükemmel kütüphaneler kurdurmuştur” diye bahsetmektedir.
Muallimlere karşı “ibrazı hürmet ve iltifatta bulunurdu” diye bahsetmektedir.
Askeri alandaki yeniliklere olan meylinden ve yapmak istediği değişikliklerden de “keza askeri nizamnamenin ihdasına uğraşıp Üsküdar’da Haydar Paşa çayırında talimlerde bulunmuş ise de bu durum yeniçeriler hoş gelmedi.”
Tabi bu durum isyanın çıkması için de önemli bir neden sayılmıştır.
Yazının bir bölümünde Paşamız hakkında şöyle denmektedir. “Bazı Osmanlı Müverrihleri Damat İbrahim Paşa aleyhinde hakaretamiz kelimeler yazmaktan çekinmemişlerdir. Lakin biz ağraz-ü-tarafgirlikden salim kutbu teverihiye kendisi için devlet ve millet hakkındaki ibraz eylemiş olduğu amal-i hayriyeyi inkar edemeyiz.”
Muşkara karyesi Aksaray, Kayseri, Niğde ve Diyarbekir kervanlarının uğrak yeriydi. O sıralarda (yani 1721 yılı) bölgede milletin başına bela olan “dağ hırsızları” denilen eşkıya çeteleri bölgeden geçen kervanların yolunu keserek adamları öldürerek eşyalar el koyarlardı.
Damat İbrahim Paşa, bunun önüne geçmek için Muşkarayı “Nevşehir” namı ile bir şehir haline getirip, bölgeye korucu ve asker yerleştirdi.
Rumi 1151 miladi 1718 yılında çıkarılan bir hattı hümayunla Rumi 1154 miladi 1721 yılında bir hamam yapıldı ve hamamın kitabesi ;
“veziri azam İbrahim paşa kim murad
Ki yokdur himmet-ü-cüd-ü mukaremede ayya kemtavCenabı hazreti hanı Ahmedin damadı zişanı Dua devletin eyler gerek sala gerek edna Veziri akil-ü kamil müşüri bi meadildir Zemanı devletinde oldı asude bütün dünya Cihanı eyledi cüd-ü sehası şöyle abaddan Ki reşk eyler zemine şimdi ehli cennet-ül maavabHususa Muşkara şehrin idip maamuru abadan,
Bu hamamı latif ül şehre virdi zevk-ü-sefa
O dengli pak-ü-ruşendir letafetle nezaretle
Ki can dediği Hurşit olmuşdur ziyapaşa
Anda bir hasta adem görse derununda bulur sıhhat Değil hamam bu dar-ül-şifa feyzidir güyabGelüp bir şevk-ü-vasfından (Nedim)dedim tarihin Bu nev hamamı İbrahim paşa eyledi inşa (1134)
Hamamla birlikte inşa eylediği pek çok binanın işlemesi, sekteye uğramaması için kurduğu vakfın gelirlerinden önemli bir kısmını (bunların neler olduğunu SADR-I AZAM adlı kitabımda belirtmiştim) buraya aktarmıştır.
Gelir için önemli bir hizmeti de Kayseri’de yaptığı VEZİR HANI dır. Buradan yılda 240. 000 akçe gelir elde edilerek bu Nevşehir’deki binalara harcanıyordu.
Şehrin gelişmesiyle birlikte eşkıyalar, derebeyleri yaptıkları işleri terk ederek civar yerlerden gelen çok sayıda insanla birlikte Nevşehir’e iskan etmişler.
Bu yeni gelenlere çok önemli tavizler verilmekle birlikte kendilerinden “EŞİK PARASI” adı altında sadece 180 para (yani 5 kuruş) vergi alınıyordu.
Kadılık ve kaymakamlık makamı Ürgüp’ten Nevşehir’e alındıktan sonra başka bir fermanla pazartesi günleri PAZAR kurulması emri çıkarılmıştı.
Lakin burada gayri Müslimlerin bir itirazı olur. Onlara göre etraf köy ve kasabalardan Pazar günleri kilisedeki ayin için toplanan halkında “Pazar”dan yararlanmaları için halk pazarının PAZARTESİ değil de PAZAR veya PERŞEMBE günü olması konusunda dilekçe verirler ama bu konu bir türlü çözüme kavuşmaz. İşte bu mesele makalede şöyle açıklanmıştır.
“Görünüşde pazarın tebdili hakkında Hristiyan ahalisi tarafından bir mürazaat hasıl olmuşsa da arkası kovalanmamıştır.
Yoksa ikinci defa olmak üzere zahmet esirgenmeyerek cidden keyfiyet teşebbüs olunsa arzularına ma-el-ziyada nail olacaklarına böyle bir padişahı tebaaperver efendimiz hazretlerinin şu asrı müsavat haşrı şehinşahları mütekefil bulunduğu hakkında tereddüt bile etmeyiz”
Ez cümle özetle eğer Hristiyan halk Pazar’ın pazartesi değil de Pazar veya Perşembe olması için işi sıkı tutup dilekçelerini takip etseler ve ısrar etselerdi, padişah da geri çevirmezdi demektedirler.
Terakki gazetesinin 31 Mayıs 1888 tarih ve 2 numaralı nüshası ile 30 Haziran 1888 tarih ve 4 numaralı nüshasında yazılan Paşamız hakkındaki yazının sadece bir kısmı böyle özetlenebilir.
Esasen çoğu kişi tarafından bilenen bu bilgilerin bence en önemli kısmı henüz ilk defa yayınlanıyor olması. Makalenin ve gazetenin tamamını bire bir olarak yeniden basma çalışmalarımız da devam etmektedir.
1888 YILINDA YAYINLANAN TERAKKİ GAZETESİNDE DAMAT İBRAHİM PAŞA İLE İLGİLİ BAZI ÖNEMLİ BİLGİLER
İlk nüshası 15 Mayıs 1888 Yılında yayınlanan ve İstanbul’da yaşayan Nevşehirli gayrimüslüm tebaanın
“Nevşehirli hayırseverler cemiyeti” adına çıkardığı “TERAKKİ” gazetesi dönemine damga vuran bir neşriyattı.
Her ne kadar uzun ömürlü bir yayın hayatı olmamışsa da dönemin teknolojik durumu göz önüne alındığında büyük emekler ve zorlukla çıkarılan gazetenin bir nüshasında, şehrimizin banisi Damat İbrahim Paşa hakkında şimdiye kadar yayınlanmamış yazısının bilindik beylik konuları dışında dikkate değer kısımlarını sizler için tercüme ettim.
Bilindik kısımlarından kastım, doğumu, İstanbul’a gidişi, saraydaki çalışma mevkileri falandır. Bunları pek çok kaynakta bulabiliyoruz lakin bu gazetedeki asıl önemli mesele yayınlandığı yıl dikkate alındığında ve Müslüman Osmanlı tebaa dışında paşamız hakkında gayri Müslüm bir cemaatin gözüyle nasıl değerlendirildiğidir.
Yazının genelinde dikkat çeken ilk nokta, gerek dönemin padişahına gerek, o dönemde sarayda yaşayan üst düzey yöneticilere ve gerekse paşamızla ilgili hitap cümlelerinde azami saygıya özen gösterilmesiydi.
Ayrıca “yapacağımız yanlışlıklardan dolayı şimdiden özür dileriz” diyerek olası hataların değişik kaynakların tutarsızlığından ileri geldiğini öne sürerek hatanın kendilerinden kaynaklanmadığını da vurgulamaktadırlar.
Yine bunu da “İlden gelen Allah da hoşnud olur Allah’ı sevenler de” diyerek kusurları savuşturma taktiğini gütmüşlerdir.
Edinilen bilgilerin büyük kısmını tarihi kaynaklardan derlendiğini söylerken bazı konularında (burası bir dip notla belirtiliyor)
“ Nevşehir hanedanı kadiminden Tahir Beyzade Abdullah hanesinde mahfuz bir defter (kodiks)bu gibi işaratı havi bulunmuş olup müracaatım üzerine defteri mezkurun lütfen tarafıma teslim buyurulduğundan miri Mumaileyhe beyanı teşekkür iderim” diyerek bazı bilgilerin de kişilerin elindeki yazılı kaynaklardan alındığını belirtmişlerdir.
Yazının genelinde dikkat çeken noktaları maddelerle belirtirsem daha dikkat çekici olacağını düşünüyorum.
Paşamızın saray içerisindeki yükselişinde Abdurrahman Ağa adlı bir kişinin önemli bir rol oynadığından söz etmektedir ki bu kişi hakkında daha detaylı bir bilgi verilmemektedir. Araştırmalarımda da doyurucu bir bilgi bulamadım.
Paşamızın hayatında olumsuz yönde etki eden dönemin sadrazamı Çorlulu Ali olduğundan bahsereken aralarındaki bir husumet nedeniyle (nedeni hakkında bir bilgi vermiyor) ) İbrahim Paşayı Edirne’ye sürdürdüğünden söz etmektedir.
Sadarette 12 yıl kaldığından bu süre zarfında kendi deyimleriyle “fevk-el-ade ehliyet ibraz eylemişlerdir.
Kendileri medeniyetin temeli ilim olduğun gereği gib bildiklerinden birçok mektepler inşa ettirmiş ve keza bir çok Arabi ve Farisi kitaplar toplayıp cesim ve mükemmel kütüphaneler kurdurmuştur” diye bahsetmektedir.
Muallimlere karşı “ibrazı hürmet ve iltifatta bulunurdu” diye bahsetmektedir.
Askeri alandaki yeniliklere olan meylinden ve yapmak istediği değişikliklerden de “keza askeri nizamnamenin ihdasına uğraşıp Üsküdar’da Haydar Paşa çayırında talimlerde bulunmuş ise de bu durum yeniçeriler hoş gelmedi.”
Tabi bu durum isyanın çıkması için de önemli bir neden sayılmıştır.
Yazının bir bölümünde Paşamız hakkında şöyle denmektedir. “Bazı Osmanlı Müverrihleri Damat İbrahim Paşa aleyhinde hakaretamiz kelimeler yazmaktan çekinmemişlerdir. Lakin biz ağraz-ü-tarafgirlikden salim kutbu teverihiye kendisi için devlet ve millet hakkındaki ibraz eylemiş olduğu amal-i hayriyeyi inkar edemeyiz.”
Muşkara karyesi Aksaray, Kayseri, Niğde ve Diyarbekir kervanlarının uğrak yeriydi. O sıralarda (yani 1721 yılı) bölgede milletin başına bela olan “dağ hırsızları” denilen eşkıya çeteleri bölgeden geçen kervanların yolunu keserek adamları öldürerek eşyalar el koyarlardı.
Damat İbrahim Paşa, bunun önüne geçmek için Muşkarayı “Nevşehir” namı ile bir şehir haline getirip, bölgeye korucu ve asker yerleştirdi.
Rumi 1151 miladi 1718 yılında çıkarılan bir hattı hümayunla Rumi 1154 miladi 1721 yılında bir hamam yapıldı ve hamamın kitabesi ;
“veziri azam İbrahim paşa kim murad Ki yokdur himmet-ü-cüd-ü mukaremede ayya kemtavCenabı hazreti hanı Ahmedin damadı zişanı Dua devletin eyler gerek sala gerek edna Veziri akil-ü kamil müşüri bi meadildir Zemanı devletinde oldı asude bütün dünya Cihanı eyledi cüd-ü sehası şöyle abaddan Ki reşk eyler zemine şimdi ehli cennet-ül maavabHususa Muşkara şehrin idip maamuru abadan,
Bu hamamı latif ül şehre virdi zevk-ü-sefa O dengli pak-ü-ruşendir letafetle nezaretle Ki can dediği Hurşit olmuşdur ziyapaşa Anda bir hasta adem görse derununda bulur sıhhat Değil hamam bu dar-ül-şifa feyzidir güyabGelüp bir şevk-ü-vasfından (Nedim)dedim tarihin Bu nev hamamı İbrahim paşa eyledi inşa (1134)
Hamamla birlikte inşa eylediği pek çok binanın işlemesi, sekteye uğramaması için kurduğu vakfın gelirlerinden önemli bir kısmını (bunların neler olduğunu SADR-I AZAM adlı kitabımda belirtmiştim) buraya aktarmıştır.
Gelir için önemli bir hizmeti de Kayseri’de yaptığı VEZİR HANI dır. Buradan yılda 240. 000 akçe gelir elde edilerek bu Nevşehir’deki binalara harcanıyordu.
Şehrin gelişmesiyle birlikte eşkıyalar, derebeyleri yaptıkları işleri terk ederek civar yerlerden gelen çok sayıda insanla birlikte Nevşehir’e iskan etmişler.
Bu yeni gelenlere çok önemli tavizler verilmekle birlikte kendilerinden “EŞİK PARASI” adı altında sadece 180 para (yani 5 kuruş) vergi alınıyordu.
Kadılık ve kaymakamlık makamı Ürgüp’ten Nevşehir’e alındıktan sonra başka bir fermanla pazartesi günleri PAZAR kurulması emri çıkarılmıştı.
Lakin burada gayri Müslimlerin bir itirazı olur. Onlara göre etraf köy ve kasabalardan Pazar günleri kilisedeki ayin için toplanan halkında “Pazar”dan yararlanmaları için halk pazarının PAZARTESİ değil de PAZAR veya PERŞEMBE günü olması konusunda dilekçe verirler ama bu konu bir türlü çözüme kavuşmaz. İşte bu mesele makalede şöyle açıklanmıştır.
“Görünüşde pazarın tebdili hakkında Hristiyan ahalisi tarafından bir mürazaat hasıl olmuşsa da arkası kovalanmamıştır.
Yoksa ikinci defa olmak üzere zahmet esirgenmeyerek cidden keyfiyet teşebbüs olunsa arzularına ma-el-ziyada nail olacaklarına böyle bir padişahı tebaaperver efendimiz hazretlerinin şu asrı müsavat haşrı şehinşahları mütekefil bulunduğu hakkında tereddüt bile etmeyiz”
Ez cümle özetle eğer Hristiyan halk Pazar’ın pazartesi değil de Pazar veya Perşembe olması için işi sıkı tutup dilekçelerini takip etseler ve ısrar etselerdi, padişah da geri çevirmezdi demektedirler.
Terakki gazetesinin 31 Mayıs 1888 tarih ve 2 numaralı nüshası ile 30 Haziran 1888 tarih ve 4 numaralı nüshasında yazılan Paşamız hakkındaki yazının sadece bir kısmı böyle özetlenebilir.
Esasen çoğu kişi tarafından bilenen bu bilgilerin bence en önemli kısmı henüz ilk defa yayınlanıyor olması. Makalenin ve gazetenin tamamını bire bir olarak yeniden basma çalışmalarımız da devam etmektedir.
“Nevşehirli hayırseverler cemiyeti” adına çıkardığı “TERAKKİ” gazetesi dönemine damga vuran bir neşriyattı.
Her ne kadar uzun ömürlü bir yayın hayatı olmamışsa da dönemin teknolojik durumu göz önüne alındığında büyük emekler ve zorlukla çıkarılan gazetenin bir nüshasında, şehrimizin banisi Damat İbrahim Paşa hakkında şimdiye kadar yayınlanmamış yazısının bilindik beylik konuları dışında dikkate değer kısımlarını sizler için tercüme ettim.
Bilindik kısımlarından kastım, doğumu, İstanbul’a gidişi, saraydaki çalışma mevkileri falandır. Bunları pek çok kaynakta bulabiliyoruz lakin bu gazetedeki asıl önemli mesele yayınlandığı yıl dikkate alındığında ve Müslüman Osmanlı tebaa dışında paşamız hakkında gayri Müslüm bir cemaatin gözüyle nasıl değerlendirildiğidir.
Yazının genelinde dikkat çeken ilk nokta, gerek dönemin padişahına gerek, o dönemde sarayda yaşayan üst düzey yöneticilere ve gerekse paşamızla ilgili hitap cümlelerinde azami saygıya özen gösterilmesiydi.
Ayrıca “yapacağımız yanlışlıklardan dolayı şimdiden özür dileriz” diyerek olası hataların değişik kaynakların tutarsızlığından ileri geldiğini öne sürerek hatanın kendilerinden kaynaklanmadığını da vurgulamaktadırlar.
Yine bunu da “İlden gelen Allah da hoşnud olur Allah’ı sevenler de” diyerek kusurları savuşturma taktiğini gütmüşlerdir.
Edinilen bilgilerin büyük kısmını tarihi kaynaklardan derlendiğini söylerken bazı konularında (burası bir dip notla belirtiliyor)
“ Nevşehir hanedanı kadiminden Tahir Beyzade Abdullah hanesinde mahfuz bir defter (kodiks)bu gibi işaratı havi bulunmuş olup müracaatım üzerine defteri mezkurun lütfen tarafıma teslim buyurulduğundan miri Mumaileyhe beyanı teşekkür iderim” diyerek bazı bilgilerin de kişilerin elindeki yazılı kaynaklardan alındığını belirtmişlerdir.
Yazının genelinde dikkat çeken noktaları maddelerle belirtirsem daha dikkat çekici olacağını düşünüyorum.
Paşamızın saray içerisindeki yükselişinde Abdurrahman Ağa adlı bir kişinin önemli bir rol oynadığından söz etmektedir ki bu kişi hakkında daha detaylı bir bilgi verilmemektedir. Araştırmalarımda da doyurucu bir bilgi bulamadım.
Paşamızın hayatında olumsuz yönde etki eden dönemin sadrazamı Çorlulu Ali olduğundan bahsereken aralarındaki bir husumet nedeniyle (nedeni hakkında bir bilgi vermiyor) ) İbrahim Paşayı Edirne’ye sürdürdüğünden söz etmektedir.
Sadarette 12 yıl kaldığından bu süre zarfında kendi deyimleriyle “fevk-el-ade ehliyet ibraz eylemişlerdir.
Kendileri medeniyetin temeli ilim olduğun gereği gib bildiklerinden birçok mektepler inşa ettirmiş ve keza bir çok Arabi ve Farisi kitaplar toplayıp cesim ve mükemmel kütüphaneler kurdurmuştur” diye bahsetmektedir.
Muallimlere karşı “ibrazı hürmet ve iltifatta bulunurdu” diye bahsetmektedir.
Askeri alandaki yeniliklere olan meylinden ve yapmak istediği değişikliklerden de “keza askeri nizamnamenin ihdasına uğraşıp Üsküdar’da Haydar Paşa çayırında talimlerde bulunmuş ise de bu durum yeniçeriler hoş gelmedi.”
Tabi bu durum isyanın çıkması için de önemli bir neden sayılmıştır.
Yazının bir bölümünde Paşamız hakkında şöyle denmektedir. “Bazı Osmanlı Müverrihleri Damat İbrahim Paşa aleyhinde hakaretamiz kelimeler yazmaktan çekinmemişlerdir. Lakin biz ağraz-ü-tarafgirlikden salim kutbu teverihiye kendisi için devlet ve millet hakkındaki ibraz eylemiş olduğu amal-i hayriyeyi inkar edemeyiz.”
Muşkara karyesi Aksaray, Kayseri, Niğde ve Diyarbekir kervanlarının uğrak yeriydi. O sıralarda (yani 1721 yılı) bölgede milletin başına bela olan “dağ hırsızları” denilen eşkıya çeteleri bölgeden geçen kervanların yolunu keserek adamları öldürerek eşyalar el koyarlardı.
Damat İbrahim Paşa, bunun önüne geçmek için Muşkarayı “Nevşehir” namı ile bir şehir haline getirip, bölgeye korucu ve asker yerleştirdi.
Rumi 1151 miladi 1718 yılında çıkarılan bir hattı hümayunla Rumi 1154 miladi 1721 yılında bir hamam yapıldı ve hamamın kitabesi ;
“veziri azam İbrahim paşa kim murad Ki yokdur himmet-ü-cüd-ü mukaremede ayya kemtavCenabı hazreti hanı Ahmedin damadı zişanı Dua devletin eyler gerek sala gerek edna Veziri akil-ü kamil müşüri bi meadildir Zemanı devletinde oldı asude bütün dünya Cihanı eyledi cüd-ü sehası şöyle abaddan Ki reşk eyler zemine şimdi ehli cennet-ül maavabHususa Muşkara şehrin idip maamuru abadan,
Bu hamamı latif ül şehre virdi zevk-ü-sefa O dengli pak-ü-ruşendir letafetle nezaretle Ki can dediği Hurşit olmuşdur ziyapaşa Anda bir hasta adem görse derununda bulur sıhhat Değil hamam bu dar-ül-şifa feyzidir güyabGelüp bir şevk-ü-vasfından (Nedim)dedim tarihin Bu nev hamamı İbrahim paşa eyledi inşa (1134)
Hamamla birlikte inşa eylediği pek çok binanın işlemesi, sekteye uğramaması için kurduğu vakfın gelirlerinden önemli bir kısmını (bunların neler olduğunu SADR-I AZAM adlı kitabımda belirtmiştim) buraya aktarmıştır.
Gelir için önemli bir hizmeti de Kayseri’de yaptığı VEZİR HANI dır. Buradan yılda 240. 000 akçe gelir elde edilerek bu Nevşehir’deki binalara harcanıyordu.
Şehrin gelişmesiyle birlikte eşkıyalar, derebeyleri yaptıkları işleri terk ederek civar yerlerden gelen çok sayıda insanla birlikte Nevşehir’e iskan etmişler.
Bu yeni gelenlere çok önemli tavizler verilmekle birlikte kendilerinden “EŞİK PARASI” adı altında sadece 180 para (yani 5 kuruş) vergi alınıyordu.
Kadılık ve kaymakamlık makamı Ürgüp’ten Nevşehir’e alındıktan sonra başka bir fermanla pazartesi günleri PAZAR kurulması emri çıkarılmıştı.
Lakin burada gayri Müslimlerin bir itirazı olur. Onlara göre etraf köy ve kasabalardan Pazar günleri kilisedeki ayin için toplanan halkında “Pazar”dan yararlanmaları için halk pazarının PAZARTESİ değil de PAZAR veya PERŞEMBE günü olması konusunda dilekçe verirler ama bu konu bir türlü çözüme kavuşmaz. İşte bu mesele makalede şöyle açıklanmıştır.
“Görünüşde pazarın tebdili hakkında Hristiyan ahalisi tarafından bir mürazaat hasıl olmuşsa da arkası kovalanmamıştır.
Yoksa ikinci defa olmak üzere zahmet esirgenmeyerek cidden keyfiyet teşebbüs olunsa arzularına ma-el-ziyada nail olacaklarına böyle bir padişahı tebaaperver efendimiz hazretlerinin şu asrı müsavat haşrı şehinşahları mütekefil bulunduğu hakkında tereddüt bile etmeyiz”
Ez cümle özetle eğer Hristiyan halk Pazar’ın pazartesi değil de Pazar veya Perşembe olması için işi sıkı tutup dilekçelerini takip etseler ve ısrar etselerdi, padişah da geri çevirmezdi demektedirler.
Terakki gazetesinin 31 Mayıs 1888 tarih ve 2 numaralı nüshası ile 30 Haziran 1888 tarih ve 4 numaralı nüshasında yazılan Paşamız hakkındaki yazının sadece bir kısmı böyle özetlenebilir.
Esasen çoğu kişi tarafından bilenen bu bilgilerin bence en önemli kısmı henüz ilk defa yayınlanıyor olması. Makalenin ve gazetenin tamamını bire bir olarak yeniden basma çalışmalarımız da devam etmektedir.
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.